A. Türkiye’nin en büyük ileri atılımı: Cumhuriyet

1. Modern anlamda cumhuriyet düşüncesi ve pratiği Fransız Devrimi’nin ürünü olan ve iktidarın kaynağının gökyüzünden yeryüzüne, saraylardan halka geçişine dayanan, doğuştan gelen imtiyazları kaldıran, tebaanın yerine yurttaşlığı koyan bir tarihsel kazanımdır. Bu kazanımın etkileri Fransa’yla sınırlı kalmamış, önce Avrupa’yı sonrasında ise tüm dünyayı derinden etkilemiştir.

2. Türkiye Cumhuriyeti, Fransız Devrimi’yle açılan tarihsel dönemin Türkiye topraklarındaki yansıması olup Osmanlı İmparatorluğu’nda 19. yüzyılda başlayan modernleşme hareketinin doruğudur.

3. Cumhuriyet devrimi Batı ülkelerindeki modellerin taklidi ya da devrimin lideri olarak Mustafa Kemal ve etrafındaki dar bir çekirdeğin gerçeklikten kopuk bir zorlaması değil; Tanzimat, Anayasacılık ve Meşrutiyet gibi süreçlerde kendisini gösteren modernleşme dalgalarının iktidar deneyimi yaşamış son halkasıdır.

4. Türkiye’nin Cumhuriyet deneyiminde Rusya’da gerçekleşen sosyalist devrimin de katkısı ve etkisi olmuştur. Kurtuluş Savaşı sırasında Ankara hükümetine dost elini uzatan Sovyetler Birliği ülkemizin Cumhuriyet deneyimini de ileri çekmiştir. Bununla birlikte cumhuriyet kurulduğundan beri Türkiye’de devrim ve sosyalizm düşmanlığı ile gericilik eş anlamlı olmuştur.

5. İlericilik-gericilik saflaşması tarihte bir yerde yaşanıp bitmiş ya da güncel siyasetle sınırlı bir durum değil, Türkiye’nin tarihsel fay hattıdır. Tanzimat Fermanı’ndan bu yana görünür olan bu saflaşma özellikle 1908 Devrimi’yle birlikte şiddetlenmiş, yakın tarihimizin ana saflaşması haline gelmiştir. Farklı dönemlerde ilericiliğin ya da gericiliğin galebe çalması yahut ilericilik ve gericilik eksenleri arasındaki kavgada şiddetin azalabilmesi bu gerçeği değiştirmemekte, 1908 sonrası Türkiye tarihinin tamamı bu saflaşmanın damgasını taşımaktadır.

6. Türkiye’de Cumhuriyet deneyimi ilk günden itibaren ilericilik ve gericilik arasındaki gerilimi bünyesinde taşımıştır. Kuruluş yıllarında inisiyatif çoğunlukla ilericilik ekseninde olmakla birlikte gerek açıktan Cumhuriyet düşmanlığı gerekse devrimin temposunun düşürülmesi ya da kazanımların içinin boşaltılması şeklinde gericiliğin etkisi hep hissedilmiştir.

7. Cumhuriyet deneyiminin temel zaafı sınıfsal karakteridir. 1923’te kurulan Cumhuriyet ilk günden bu yana tartışmasız bir biçimde burjuva cumhuriyet olmuştur. Cumhuriyet, sınıfsal karakteri nedeniyle en radikal dönemlerinde dahi sosyalist hareketin etki kazanması ihtimali karşısında tahammülsüz davranmış, farklı kisvelere bürünebilen gericiliğe ise tavizler vermiştir. Gericiliğe verilen tavizler Cumhuriyet’in zayıf karnı olmuş, süreç Cumhuriyet’in yıkılışına kadar varmıştır.

B. Cumhuriyetin Kazanımı: Devrimciler

8. Sosyalist düşünce ve hareket, Aydınlanma ve cumhuriyet mirasının çocuğudur ve kapitalizmin eşitsizliği derinleştirmesinin yanı sıra burjuva devrimciliğinin kendi ideallerine yürümekteki aczine de yanıt olarak doğmuştur. Gerek burjuva devrimlerinin gerekse sosyalist düşüncenin gelişiminin tarihi bu durumun damgasını taşımaktadır.

9. Sosyalizmin cumhuriyet mirasının ürünü ve aynı zamanda daha fazla ilerlenmesi gerektiğini savunan bir eleştirisi olduğu saptaması Türkiye örneğinde de geçerlidir. Türkiye’de sosyalist hareket kendisinden önce ortaya çıkan ilerici hareketlere benzer olarak yer aldığı tarihsel dönemin modernleşme dalgasını temsil etmektedir. Ancak kendisinden öncekilerden en önemli farkı da bir iktidar deneyimi yaşayamamış olmasıdır.

10. Türkiye solu cumhuriyet mirasıyla yapıcı bir ilişki kurup bu mirasın eleştirisini onu sahiplenip daha ilerisini hedefleyerek ortaya koyabildiği uğraklarda gerek kitleselleşme gerekse somut bir siyasal alternatif oluşturabilme kanallarını güçlendirmeyi başarmış, Türkiye’de devrimciliğin temsilcisi haline gelmiştir.

11. Türkiye solunun cumhuriyet mirasıyla ilişkisinin en ileri örneği 1960’lı yılların sol yükselişinde ortaya çıkmıştır. Sosyalizm hedefini 1961 Anayasası’nın ya da daha genel olarak Cumhuriyet’in kazanımlarının korunup ileri taşınması ve ABD emperyalizmiyle mücadele bağlamına yerleştiren sol, Cumhuriyet mirasının organik bir parçası ve en ileri unsuru haline gelerek iktidar alternatifi olmayı başarmıştır. Bu saptama dönemin gerek gençlik hareketleri gerekse aydın dinamikleri ve parti deneyimleri için geçerlidir. Bu yükselişin bir iktidar deneyimi yaşayamaması süreci kesintiye uğratsa da burada biriken deneyimler güncelliğini korumaktadır.

12. Cumhuriyet mirasıyla sosyalizm arasındaki etkileşim Türkiye egemenleri tarafından da görülmüş, sosyalist hareketin önünü kesmeye dönük hamleler Cumhuriyet’in kazanımlarının törpülenmesini de içermiştir. 12 Eylül darbesinin sola karşı polisiye tedbirler ve doğrudan baskıyla yetinmeyip 1961 Anayasası’nın kazanımlarını hedef alması ve devlet kurumlarını Türk-İslam sentezci Cumhuriyet düşmanlarına teslim etmiş olması bunun örnekleri arasındadır.

C. Cumhuriyet Karşıtı İktidar: AKP

13. Dünya genelinde işçi sınıfı hareketinin geriye çekilişi, reel sosyalizmin ortadan kalkması gibi gelişmeler diğer ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de gericiliğin güçlenmesi ile paralel olarak ilerlemiştir. İkinci dünya savaşından sonra oluşan dengenin ortadan kalkması, bölgesel ölçeklerde daha büyük gerici dönüşümlere yol açarken; ulusal ölçeklerde kapitalizmin normali olarak görülen durumun da değişmesinin ve sermaye sınıfının saldırganlığını görece dizginleyen kuralların ortadan kalkmasına yardımcı olacak iktidarların da önünü açtı. Bu dönüşümün Türkiye’ye yansıması AKP oldu.

14. AKP’nin iktidara gelişiyle birlikte ilericilik-gericilik saflaşmasında bir başka aşamaya geçilmiş, iktidar Cumhuriyet’in içinin boşaltılmasının ötesinde yıkılmasını hedefleyenlerin eline geçmiştir. 16 yıllık AKP iktidarında önce hükümete bağlı devlet kurumları, ardından da sırasıyla Cumhurbaşkanlığı, üniversiteler, yargı ve ordu Cumhuriyet düşmanları tarafından fethedilmiştir.

15. AKP iktidarı, görünürdeki başarısına karşın kırılganlık ve belirsizlikten kurtulamamaktadır. Yıktığı rejimin yerine yenisini kurma becerisi gösteremeyen iktidar gerek kriz yönetimindeki becerisi gerekse düzen muhalefetinin basiretsizliği nedeniyle hala tutunabilmektedir. Yıkıcı karakteri ağır basan bir siyasi hareket olan AKP’nin uzun yıllar boyu iktidarını sürdürebilmesi Türkiye’yi cehenneme çevirmektedir.

16. Üretimin ortadan kaldırılmasına ve kamu varlıklarının yerli ve yabancı tekellerce yağmalanmasına dayanan ekonomik model çökmüştür. Ülkenin parası değersizleşmiş, çalışanların alım gücü ciddi biçimde azalmış, özelleştirme politikalarıyla çöküşe sürüklenen ülkemiz en temel tüketim maddelerinde dahi dışa bağımlı hale gelmiştir.

17. Ekonomisi çöken ülkede emekçilere kölelik koşulları dayatılmakta, “Köle değiliz” diyerek ayaklanan Üçüncü Havalimanı işçileri tutuklanmakta, atanamayan öğretmeninden çocuğuna pantolon alamayan işsiz babaya kendini çaresiz hisseden emekçiler canlarına kıymaktadır. Sözde krizden çıkış için gündeme getirilen mega projeler ve patronları kurtarma paketleri ise krizin faturasını krizde hiçbir sorumluluğu olmayan emekçilere yüklemekte, sorunları çözmek bir yana çöküşü hızlandırmaktadır.

18. Emperyalizme taşeronluk için girilen Ortadoğu ülkemiz için günden güne bataklığa dönüşmektedir. Ülkemizin gençleri Suriye’de cihatçı katiller için canlı kalkan haline getirilmekte, komşu ülkelerde işbirliği yapılan katiller ülkemiz için tehdit oluşturmakta, gerici rejimlerin tetikçileri ülkemizde yer alan konsolosluklarında vahşi cinayetler işleyip ellerini kollarını sallaya sallaya çekip gidebilmektedir.

19. Ortadoğu’da oynanan kumar, ülkenin güvenliğinin yanında iç barışını da tehlikeye atan sonuçlar doğurmakta; zaten uzun yıllardır var olan Kürt sorununa bir de mülteci sorunu eklenmektedir.

20. Yobazlara teslim edilen eğitim yerlerde sürünmektedir. Çocukların beyni hurafelerle doldurulmakta, müfredatta bilim değil dini dogma esas alınmakta, öğrencilerin başarı düzeyi düşmekte, küçük çocuklar tarikat yurtlarında şiddete ve cinsel istismara maruz kalmaktadır.

21. Bilimsel değer üretebilen üniversitelerde Türkiye’nin geleceği için çabalayan öğrenciler ve akademisyenler iktidarın hedefi olurken, yandaşların akrabalarına kadro sağlaması dışında herhangi bir işlevi olmayan onlarca tabela üniversitesi zaten yetersiz olan eğitim bütçesini parazit gibi sömürmektedir.

22. Kuralsızlık kural haline gelmektedir. İşsizlik ve yoksulluk had safhaya çıkarken, özellikle kamuda işe girmek için iktidar torpili zorunlu hale gelmiştir. İktidara sesini çıkaran herkes polis saldırısı, hapis tehdidi ve işsizliği göze almak zorunda kalmakta, koca ülkenin kaderi tek adamın iki dudağının arasından çıkan söze bağlanmaktadır.

23. Cumhuriyet karşıtı gericilerin 16 yıllık iktidarının yıkıcılık konusundaki kararlığına rağmen kurucu olmaktaki başarısızlığı; kurumsuz, kuralsız ve kendi yasalarını bile tanımayan bir yönetim anlayışı ile tam uyumludur. Tüm yaşananlara rağmen iktidar için Erdoğan’ın konumunun tartışılmaz olması aynı zamanda bu uyumun da bir göstergesidir.

D. Daha İlerisini Hedeflemek: Devrimci Cumhuriyetçilik

24. Devlet katından silinen Cumhuriyet mirası toplumsal düzlemde ise yerini korumaktadır. AKP’li yılların Türkiye’nin tarihsel fay hattı olan ilericilik-gericilik saflaşmasında kavganın şiddetini artırmış olması, buna bağlı olarak da cumhuriyetçilerin düzenle bağlarının giderek zayıflaması devrimci bir strateji için önemli bir başlangıç noktasıdır.

25. Türkiye’de cumhuriyetçi toplumsallık Gezi direnişi ile ciddi bir hamle yapmış, ancak yenilmiştir. Cumhuriyetçi toplumsallığın yenilgiye karşın teslim olmaması ve bir umut ışığı gördüğünde tekrar tekrar harekete geçmesi de not edilmesi gereken bir başka durumdur.

26. Cumhuriyetçi toplumsallık yekpare değildir. Farklı siyasal partilere dağılmış olan cumhuriyetçiler, kimi gündemlerde kendi aralarında da ayrılabilmekte birbiri ile zıt konumlar alabilmektedirler.

27. Türkiye kurtuluşu için bağımsızlığa, eşitliğe ve laikliğe; yani sosyalizme ihtiyaç duymaktadır. Devrimci cumhuriyetçilik kavramı, Türkiye’nin yaşadığı modernleşme sürecinin en ileri ucu olarak bu sayılan ihtiyaçlar için cumhuriyetçi toplumsallığın bir parçası olarak verilen mücadeleye işaret eder.

28. Devrimci cumhuriyetçilerin görevi cumhuriyetçiliğin işçi sınıfının tarihsel çıkarları ekseninde örgütlü bir biçimde yeniden üretilmesi ve gericilerin siyasal, ideolojik, örgütsel olarak baskı altına alınarak gerici öbeklerin dağıtılmasıdır. Bu bağlamda devrimci cumhuriyetçiler, gerici odakların etkisi altında olan ve mevcut iktidarı destekleyen toplumsallığa şirin görünmek, onlara da seslenebilmek adına kendi talep ve hedeflerinden taviz veremez. Öncelik, cumhuriyetçiliğin ileri bir zeminde yeniden kurulmasıdır.

29. Devrimci cumhuriyetçiliğin en dinamik ve görünür unsurlarından birisi gençliktir. Gençliğin sözü ve mücadelesi, Türkiye devrimine giden yolda gençliğin omuzlarına yüklenen sorumluluğun bilinciyle kendisini gösterecek, devrimci bir strateji doğrultusunda örgütlenecek ve aydınlık, bağımsız, gerçekten kimsesizlerin kimsesi olacak yeni bir cumhuriyete giden yolu açacaktır.