Türkiye bir kez daha sınırları AKP tarafından çizilmiş bir seçim atmosferine giriyor.

Ülke ekonomisinin içine sokulduğu bitmek bilmeyen kriz ortamı, AKP eliyle emekçilerin tüm kazanımlarının ortadan kaldırılmış olması değil; anket sonuçları ve adayların yeterince “güçlü” olup olmadığı tartışılıyor hala.

Şirketler bir bir iflas ediyor, çalışanın kazancı eriyor, işsiz kalma tehlikesi milyonlarca emekçinin yarına bakarken gördüğü tek şey haline geliyor. “Muhalefet” ise dindarlık ve milliyetçilik yarışına girerek halkı aldatma çabalarına ortak oluyor.

Sahte seçmen kayıtlarının hesabının sorulması bir yana, bu konu çoktan unutuldu bile. Önceki seçimlerde kullanılan mükerrer oylar, manipüle edilen sonuçlar kısa süren itirazların ardından hızlıca kanıksandı. Gerçekleşmesi beklenen benzer senaryolara ya da uzun süredir dillendirilen yeni kayyum tehditlerine karşı ise kimsenin bir çözüm önerisi yok. Haliyle seçimden önce yeniden gündeme getirme niyeti de yok.

Dersim gibi örnekler halen umut vermeyi sürdürse de seçim düzleminin bütününü belirleme gücüne sahip İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirlerde muhalefet adına ortaya konan politikaların ve adayların önerdiklerinin AKP’den farksız olduğu tartışma götürmez bir gerçek. Kendine ait gördüğü bölgelerde en ufak bir aykırı sese tahammül edemeyen “çok sesliler” ise bu gerici faşist politika ve adayların peşine takılmakta sorun görmüyor.

Bu seçim düzlemi AKP düzlemidir. Bu seçim yarışı; talanı kim yapacak, parsayı kim kapacak yarışıdır. O veya bu adayın seçilmesi olsa olsa, ihaleleri kapacak müteahhitlerin, kamu kaynaklarını yağmalayacak tüccarların ismini değiştirebilir, o kadar.

Farkındayız, AKP’den kurtulmak yönünde irade koyan birçok insan her şeye rağmen bir defa daha “bu son” diyerek bu basiretsizliğe oy atacak. AKP’den kurtulma iradesine sahip çıkacak, onu ileri bir hedefe yönlendirecek herhangi bir güç ise ne yazık ki henüz yok.

AKP’ye karşı olduğunu iddia edenler, giderek ona benzemiş; AKP’nin çizdiği sınırlara kendini hapsettikçe AKP’leşmiştir. İşte bu nedenle seçimler daha henüz yapılmadan kaybedilmiştir. Gençliğin önündeki görev, bu bilinçle örgütlü güç biriktirmek, seçim sonrasında sonuçlar ne olursa olsun ortaya çıkması muhtemel umutsuzluğun bir an önce dağıtılmasını sağlamaktır.

Gezi’de ortaya çıkan enerjiye, emekçi halkın her şeye rağmen geleceğe yönelik umut beslemekteki kararlılığına güveniyoruz. Bu kararlılığın daha fazla istismar edilmesinin önüne geçmenin yolu; onu laiklik, bağımsızlık ve sosyalizm mücadelesinde örgütlü bir güce dönüştürmektir. Türkiye’nin geleceği bu yol izlenerek kurulacak.

Biz yarını kuracağız!