30 Ekim Cuma günü Saat 14.51’de Ege Denizi’nde gerçekleşen depremin üstünden tam olarak bir hafta geçti. Büyüklüğünü AFAD’ın 6.6, farklı kurumların daha fazla olduğunu açıkladığı depremin en ağır sonuçları İzmir’in Bayraklı ilçesinde görüldü.

Depremde 12 binada çeşitli düzeylerde göçme meydana geldi ve çok sayıda yapı ağır hasar aldı. Depremin ardından başlayan arama kurtarma faaliyetleri 4 Kasım Çarşamba günü sona erdi. Bu raporun yazıldığı an itibariyle 114 yurttaşın yaşamını yitirdiği, 1000’den fazla yurttaşın yaralandığı verilerine ulaşıldı.

Depremin ardından geçen bir haftalık süreç ve depremin yarattığı sonuçlar göz önünde bulundurularak; FKF İzmir Temsilciliği olarak gözlemlerimizi, deneyimlerimizi ve taleplerimizi de içeren bu raporu kamuoyu ile paylaşma kararı aldık.

Deprem neden en fazla Bayraklı’da yıkımlara neden oldu?

İl sınırlarının çok büyük bir kısmı 1. Derece deprem bölgesi üzerinde yer alan İzmir’de çok sayıda aktif fay kırığı bulunuyor. Her ne kadar Marmara Denizi’nde beklenen büyük deprem kadar gündeme gelmese de şehrin alüvyal dolgu şeklindeki bölgelerinde gevşek zemin etkisinin meydana gelmesi beklenmekteydi. Nitekim 30 Ekim depreminin ağır sonuçlar doğurduğu Bayraklı ilçesinin Özkanlar ve Manavkuyu semtlerini kapsayan bölge bu tür bir zemin yapısına sahiptir.

Depremin merkez üssü olan Sisam Adası açıkları ile yıkımların yaşandığı Bayraklı arasında yaklaşık 90 km mesafe bulunuyor olmasına rağmen; bölgedeki yapıların bu zemin tipine uygun tasarlanmaması, bölgede yıkıma ve can kayıplarına neden olmuştur.

1. Yaşananların birincil sorumlusu sermaye düzeni ve onun kurumlarıdır.

Riskli zeminde çok katlı yapılaşmanın önünü açarak, hatalı ve eksik yapılara ruhsat vererek, yapıda gerçekleştirilen kolon kesme, taşıyıcı duvar ekleme/çıkarma gibi değişikliklerin denetimini yapmayarak insan hayatını hiçe sayan erk sahipleri hesap vermelidir.

30 Ekim depreminde tamamen göçen bazı binalar, “çürük raporu” bulunduğu halde boşaltılmamış binalardı. Deprem riski bilindiği halde gerekli önlemleri almayan, depreme dayanıklı olmayan binaların boşaltılması için gerekli adımları atmayan belediye ve bakanlıklar başta olmak üzere tüm kurumlar ve yöneticileri hesap vermelidir.

Bakanlar işini yapmalı, enkaz üstünde kameralara poz vermeyi bırakmalıdır. İzmir Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyeleri, depremin yol açtığı yıkımdaki sorumluluklarına dair açıklama yapmalıdır.

2. Geçerliliğini yitirmiş inşaat teknikleri ve düzenbaz müteahhitlerin kar hırsı

30 Ekim depreminde tamamen veya kısmen yıkılan binaların hemen hepsi 7 veya daha fazla katlı yapılardı. Bu yapılar 25-30 yıllık ve betonarme kütlesi yüksek binalardı. Tüm bunlarla birlikte hazır beton tekniği henüz ülkemizde yaygın olarak kullanılmıyorken, betonarme yapı donatıları bugünküler kadar kaliteli değilken üretilen bu yapılar zaten risk taşıyorlardı.

Uzun yıllardır bilinen mühendislik tekniklerinin hiçe sayıldığı yapılar göz önüne alınırsa, yaşanan yıkımın sorumluları kar hırsıyla hiçbir düzenbazlıktan geri durmayan müteahhitler ve onlara bu cesareti veren yetkililerdir.

3. Afet sonrası oluşan tablo hazırlıksızlığı gözler önüne sermiştir.

Ülkemiz deprem kuşağında yer alıyor ve sıklıkla bu afetin etkileriyle karşılaşıyoruz. Son olarak 24 Ocak 2020’de Elazığ’daki 6.7 büyüklüğündeki depremde 41 yurttaş hayatını kaybetmişti. Deprem gerçeğini bu kadar yakından biliyor ve yaşıyor olmamıza rağmen kamu kurumlarının depremin etkilerini önleyici tedbirleri almakta yetersiz kalması afet sonrası sonuçları ne yazık ki kötüleştiriyor.

Hükümet ve İzmir Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere hemen hiçbir kurumun hazırlıklı olmadığı bu afette de görüldü. Kent içi trafik nedeniyle kurtarma ekiplerinin enkaz alanlarına ulaşması gecikti, çadırlarda kalan yurttaşların ihtiyaçlarının giderilmesinde büyük aksaklıklar yaşandı, Covid-19 pandemisi nedeniyle karantinada olan yurttaşlara ayrı bir yer tahsis edilemedi. Hükümet, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyeleri birkaç gün süren kaosu yönetmekte güçlük çekti.

4. AKP ve tarikatçı dostları için İzmir hala “gavur”

Ülkemizde son yılların en büyük doğal felaketlerinden biri yaşanmış ve üstünden henüz saatler geçmişken sosyal medyada İzmir halkına yönelik çirkin sözlerin sarfeldilmesine cesaret veren hiç şüphesiz AKP iktidarıdır. Laikliği yok etme ve cumhuriyet değerlerini tüketme konusunda ikna edemediği İzmir halkını depremde de mahkum etmeye çalışan yine AKP’den başkası değildir.

Depremin ardından çadır alanlarını mesken belleyen çeşitli tarikat ve cemaatlere mensup sarıklı yobazlar, buradaki halka yönelik sözlü tacizlerde bulunmaktadır. Depremin meydana gelmesini İzmirlilerin yaşam biçimine bağlayan gericiler, farklı kılıklarda İzmir’deki afet ve çadır alanlarında cirit atmaktadır.

Bunun yanında AKP’nin devlet gücü de İzmir’i mahkum eder tutumunu sürdürüyor. AFAD, İzmir Büyükşehir Belediyesi ile verilerin paylaşılması da dahil hiçbir koordinasyona yanaşmıyor. TMMOB deprem sonrası hasar tespit çalışmalarının dışında bırakılıyor.

5. Halk dayanışmasının önemi daha iyi anlaşıldı.

AKP hükümetinin isteksizliği, verileri ve olanakları paylaşmayan tutumu, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyelerinin organize olamayan beceriksiz halleri yaraların sarılmasını güçleştirirken ülke çapında başlayan dayanışmanın büyüklüğü kurumları da harekete geçmeye zorladı. Kısa sürede toplanan dayanışma malzemeleri hızla ihtiyaç sahiplerine yönlendirildi, gönüllü ekipleri koordinasyonda büyük rol oynadı. Depremin ardından 7 gün geride kalırken gönüllü yurttaşların özverisi çoğu açığı kapatıyor, pek çok ailenin geceyi daha rahat geçirmesini sağlıyor.

Sonuç

Depremin ardından ilk hafta geride kalırken 20.000’e yakın yurttaş çadırlarda yaşamını sürdürüyor. Hasar tespit ekipleri çevredeki yapıları inceliyor ve depremde ağır hasar alan yapıların yıkımları gerçekleştiriliyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi koordinasyonu kolaylaştırmak için çadır alanlarını ortak bir noktada birleştirmeye yönelik adım atıyor. Birkaç hafta içindeyse depremzede ailelerin konteynır veya geçici konutlara taşınması planlanıyor.

Pandemi süreci daha da zorlaştırırken, yaşanan afet sonrası evlerini yitiren binlerce yurttaşın geleceğe dair soru işaretleri artarak sürüyor.

Biz de soruyoruz:

  • Yıllardır vatandaşın sırtına yüklenmiş deprem vergilerinin akıbeti nedir?
  • Depremin merkez üssü kent merkezine yakın veya daha büyük şiddette olsaydı felaketin boyutları çok daha büyük olacaktı. 30 Ekim depreminde sınıfta kalan kurumlar, daha büyük bir felakete nasıl bir çözüm üretecekler?
  • Yakın tarihte imar barışı gibi bilimden uzak yaklaşımları mevzuata eklemekten çekinmeyen AKP iktidarı, gelecekteki olası felaketlere yönelik nasıl adımlar atmaktadır?

Öncelikli olarak İzmir halkı olmak üzere depremden etkilenen bütün yurttaşlarımıza geçmiş olsun.

FKF İZMİR TEMSİLCİLİĞİ